1 Haziran 2008 Pazar

ABD Türkiye’nin istikrarından yana (Haber ve fotoğraflar: Adnan TÜRK)

Uzun yıllar Amerika’da gazetecilik yapan, Beyaz Saray’ın nabzını bizlere aktaran, “Dış Politika Uzmanı ” olarak ünlenen Yasemin Çongar artık Türkiye’de ve yayın hayatına yeni başlayan Taraf Gazetesinde görev yapıyor.
Bir Konferans için Mersin’e gelen Taraf Gazetesi Genel Yayın Yönetmen Yardımcısı Yasemin Çongar, Taraf Gazetesinin yayına başlamasından ABD Türkiye ilişkilerine, yeni anayasa tartışmalarından Sabah ve Atv gurubunun satışına kadar bir çok konuda Alternatife konuştu.
Neden Taraf gazetesi?
Türkiye’deki günlük gazeteler ve medya genel olarak cesur habercilik, dürüst habercilik yapmıyor. Var olan, ulaşabildikleri haberlerin hepsini yayınlamıyorlar. Çünkü devletle, siyasi partilerle iş dünyasıyla, çeşitli güç odaklarıyla gazeteciliğin dışında bir ilişki içindeler. Taraf gazetesi, kitap ve dergi yayınlayan bir yayın evinin yayınladığı bir gazetedir. Yayıncılarımızın başka sektörde yatırımı yok, devletle ve hükümetle özel bir ilişkisi yok. Bu durumumuzla, Türkiye’deki basına oranla, çok daha bağımsız bir gazetecilik yapabildiğimizi görüyorum. Her haberi, ister ucu orduya dokunsun, ister hükümete dokunsun veya ister iş dünyasına dokunsun, eğer bu haber doğruysa ve gazetecilik etiğine uygun olarak hazırlanmışsa yayınlayabiliyoruz. Özetle böyle bir gazeteye ihtiyaç vardı o yüzden Taraf yayın hayatına başladı.
Son dönemde Amerika’nın Türkiye’ye bakışı hangi doğrultudadır?
Amerika son tahlilde Türkiye’nin hem demokrasisinin hem siyasetinin hem de ekonomisinin
istikrarlı olmasını istiyor. Çünkü Türkiye hem bulunduğu stratejik konumla hem kimliğiyle Amerika için önemli bir ülke. Amerika, Türkiye’deki istikrarı yaklaşık olarak 10 yıl önce almış olduğu Avrupa Birliği’ne üyelik kararıyla gerçekleştirmeye çalışıyor. Bu durum da ister istemez iki ülkeyi ortak çıkarlar etrafında bir araya getiriyor. Gerçi Filistin İsrail olayı, Irak savaşı, Amerikanın İrana bakışı gibi konularda ciddi fikir ayrılığı söz konusu, ancak Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne entegrasyonu, ekonomik ve siyasi istikrarı için ortaklaşan yönlerinin ayrışan yönlerinden daha fazla olduğunu düşünüyorum.
Peki nedir bu ortaklaşan yönler?
Ortaklaşan yönlerin başında Amerika’nın Ortadoğu ile ilgili planlarının bitmemesi gelir. İncirlik gibi ırak’a Amerika’nın ekonomik ulaşmasını sağlayan bir kozu var Türkiye’nin. Buda Amerika’nın Türkiye’yi ciddiye almasının en büyük dayanağıdır.
Ortaklaşan yönlerden biri de Kuzey Irak olabilir mi?
Evet, Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın 5 Kasım’da Başkan Bush ile Beyaz Sarayda görüşmesinden sonra Kuzey Irak’taki PKK varlığının tasfiyesi ve örgüte silah bırakması yönündeki baskı, Türkiye ile Amerika arasında bir birlikte hareket zemini oluşturdu. Bu durum hem Kürt Meselesinin varlığını kabul eden hem de çözümünün siyasi yollardan olması gerektiğini kabul eden bir yaklaşım.
Yeni anayasa tartışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Anayasa herkesin konuşması gerektiği ve giderekte güncellik kazanacak bir konu. Tekil değil çoğulcu bir anayasa, küreselleşmeyi anlayan bir anayasa, üretime dönük bir anayasa ve en önemlisi devleti değil insanı baz alan bir anayasa olmalıdır. Bir anayasa taslağı var ve yeni taslaklar da çıkacaktır. Yani nihai bir anayasa yok. Şu anda tartışmamız lazım. Ben daha küçük bir anayasadan yanayım. Anayasanın her şeyi tanımlamasına gerek yok. Mühim olan başında Sosyal Hukuk Devleti tanımını direkt yapması ve Etik Vatandaşlık tanımını yapması, daha sonra altını da demokratik yasalarla doldurmasıdır.
Hükümetin oluşturduğu anayasa taslağı basın özgürlüğü konusuna nasıl yaklaşıyor?
Aslında bu noktaya özgürlükçü bir yaklaşım var diyebilirim. Ama anayasadan, her türlü konuyu en ince ayrıntısına kadar belirtmesini beklememeliyiz. İnsan haklarını ve ifade özgürlüğünü güvence altına almalı diğer basın düzenlemelerini de ayrı bir basın yasasıyla düzenlemeleri gerektiğini düşünüyorum.
Konda araştırma şirketinin son araştırmasına göre türban takanların sayısında bir yükselme var, bu araştırmanın doğruluk payı kaçtır?
Bu tür araştırmalar farklı sonuçlar verebiliyor. Çünkü araştırmaların bazısı türbanın ne olduğunu tanımlıyor, bazıları tanımlamıyor. Türbanın ne olduğunu tanımlayan bir önceki Tesev araştırması, türban kullanımının düştüğü sonucuna varmıştı. Direk sorulan, türban takıyor musunuz sorusuna önemli bir çoğunluk başını örtme biçimini türban olarak değerlendirdiğinden sonuç, türban kullanımının arttığını gösterebiliyor. Ben bu araştırmanın doğruluğunu veya yanlışlığını tartışmanın ötesinde, Türkiye’deki kadınların önemli bölümünün hem dindarlıklarının bir sonucu olarak hem de toplumsal hayatta yer almalarını kolaylaştırdığı için, evlerinin dışına çıkıp sosyalleşmeye katkıda bulunduğu için başörtüsü taktıklarını düşünüyorum. Ben başörtüyü bu anlamda son derece modern bir araç olarak buluyorum. Bu nedenle yasaklanmasını doğru bulmuyorum.
Sabah-atv grubunun Çalık grubuna satılmasını ve bu şirkette Başbakanın damadının çalışıyor olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Keşke daha fazla talibi olsaydı. Fakat kendi değerinin çok üstünde fiyat biçtikleri için o grup dışındaki talipler vazgeçtiler. Birisinin damadı veya birisinin akrabası bir şirkette yer alabilir. KaldABD Türkiye’nin istikrarından yana
Uzun yıllar Amerika’da gazetecilik yapan, Beyaz Saray’ın nabzını bizlere aktaran, “Dış Politika Uzmanı ” olarak ünlenen Yasemin Çongar artık Türkiye’de ve yayın hayatına yeni başlayan Taraf Gazetesinde görev yapıyor.
Bir Konferans için Mersin’e gelen Taraf Gazetesi Genel Yayın Yönetmen Yardımcısı Yasemin Çongar, Taraf Gazetesinin yayına başlamasından ABD Türkiye ilişkilerine, yeni anayasa tartışmalarından Sabah ve Atv gurubunun satışına kadar bir çok konuda Alternatife konuştu.
Neden Taraf gazetesi?
Türkiye’deki günlük gazeteler ve medya genel olarak cesur habercilik, dürüst habercilik yapmıyor. Var olan, ulaşabildikleri haberlerin hepsini yayınlamıyorlar. Çünkü devletle, siyasi partilerle iş dünyasıyla, çeşitli güç odaklarıyla gazeteciliğin dışında bir ilişki içindeler. Taraf gazetesi, kitap ve dergi yayınlayan bir yayın evinin yayınladığı bir gazetedir. Yayıncılarımızın başka sektörde yatırımı yok, devletle ve hükümetle özel bir ilişkisi yok. Bu durumumuzla, Türkiye’deki basına oranla, çok daha bağımsız bir gazetecilik yapabildiğimizi görüyorum. Her haberi, ister ucu orduya dokunsun, ister hükümete dokunsun veya ister iş dünyasına dokunsun, eğer bu haber doğruysa ve gazetecilik etiğine uygun olarak hazırlanmışsa yayınlayabiliyoruz. Özetle böyle bir gazeteye ihtiyaç vardı o yüzden Taraf yayın hayatına başladı.
Son dönemde Amerika’nın Türkiye’ye bakışı hangi doğrultudadır?
Amerika son tahlilde Türkiye’nin hem demokrasisinin hem siyasetinin hem de ekonomisinin
istikrarlı olmasını istiyor. Çünkü Türkiye hem bulunduğu stratejik konumla hem kimliğiyle Amerika için önemli bir ülke. Amerika, Türkiye’deki istikrarı yaklaşık olarak 10 yıl önce almış olduğu Avrupa Birliği’ne üyelik kararıyla gerçekleştirmeye çalışıyor. Bu durum da ister istemez iki ülkeyi ortak çıkarlar etrafında bir araya getiriyor. Gerçi Filistin İsrail olayı, Irak savaşı, Amerikanın İrana bakışı gibi konularda ciddi fikir ayrılığı söz konusu, ancak Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne entegrasyonu, ekonomik ve siyasi istikrarı için ortaklaşan yönlerinin ayrışan yönlerinden daha fazla olduğunu düşünüyorum.
Peki nedir bu ortaklaşan yönler?
Ortaklaşan yönlerin başında Amerika’nın Ortadoğu ile ilgili planlarının bitmemesi gelir. İncirlik gibi ırak’a Amerika’nın ekonomik ulaşmasını sağlayan bir kozu var Türkiye’nin. Buda Amerika’nın Türkiye’yi ciddiye almasının en büyük dayanağıdır.
Ortaklaşan yönlerden biri de Kuzey Irak olabilir mi?
Evet, Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın 5 Kasım’da Başkan Bush ile Beyaz Sarayda görüşmesinden sonra Kuzey Irak’taki PKK varlığının tasfiyesi ve örgüte silah bırakması yönündeki baskı, Türkiye ile Amerika arasında bir birlikte hareket zemini oluşturdu. Bu durum hem Kürt Meselesinin varlığını kabul eden hem de çözümünün siyasi yollardan olması gerektiğini kabul eden bir yaklaşım.
Yeni anayasa tartışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Anayasa herkesin konuşması gerektiği ve giderekte güncellik kazanacak bir konu. Tekil değil çoğulcu bir anayasa, küreselleşmeyi anlayan bir anayasa, üretime dönük bir anayasa ve en önemlisi devleti değil insanı baz alan bir anayasa olmalıdır. Bir anayasa taslağı var ve yeni taslaklar da çıkacaktır. Yani nihai bir anayasa yok. Şu anda tartışmamız lazım. Ben daha küçük bir anayasadan yanayım. Anayasanın her şeyi tanımlamasına gerek yok. Mühim olan başında Sosyal Hukuk Devleti tanımını direkt yapması ve Etik Vatandaşlık tanımını yapması, daha sonra altını da demokratik yasalarla doldurmasıdır.
Hükümetin oluşturduğu anayasa taslağı basın özgürlüğü konusuna nasıl yaklaşıyor?
Aslında bu noktaya özgürlükçü bir yaklaşım var diyebilirim. Ama anayasadan, her türlü konuyu en ince ayrıntısına kadar belirtmesini beklememeliyiz. İnsan haklarını ve ifade özgürlüğünü güvence altına almalı diğer basın düzenlemelerini de ayrı bir basın yasasıyla düzenlemeleri gerektiğini düşünüyorum.
Konda araştırma şirketinin son araştırmasına göre türban takanların sayısında bir yükselme var, bu araştırmanın doğruluk payı kaçtır?
Bu tür araştırmalar farklı sonuçlar verebiliyor. Çünkü araştırmaların bazısı türbanın ne olduğunu tanımlıyor, bazıları tanımlamıyor. Türbanın ne olduğunu tanımlayan bir önceki Tesev araştırması, türban kullanımının düştüğü sonucuna varmıştı. Direk sorulan, türban takıyor musunuz sorusuna önemli bir çoğunluk başını örtme biçimini türban olarak değerlendirdiğinden sonuç, türban kullanımının arttığını gösterebiliyor. Ben bu araştırmanın doğruluğunu veya yanlışlığını tartışmanın ötesinde, Türkiye’deki kadınların önemli bölümünün hem dindarlıklarının bir sonucu olarak hem de toplumsal hayatta yer almalarını kolaylaştırdığı için, evlerinin dışına çıkıp sosyalleşmeye katkıda bulunduğu için başörtüsü taktıklarını düşünüyorum. Ben başörtüyü bu anlamda son derece modern bir araç olarak buluyorum. Bu nedenle yasaklanmasını doğru bulmuyorum.
Sabah-atv grubunun Çalık grubuna satılmasını ve bu şirkette Başbakanın damadının çalışıyor olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Keşke daha fazla talibi olsaydı. Fakat kendi değerinin çok üstünde fiyat biçtikleri için o grup dışındaki talipler vazgeçtiler. Birisinin damadı veya birisinin akrabası bir şirkette yer alabilir. Kaldı ki hükümetle akrabalık olarak bir bağlantıları olmayan ancak hükümetin propagandasını yapan basın kuruluşları var.
Yasemin Çongar:
22 Aralık 1966’da doğdu. 1995’te vefat eden piyanist Gülay Uğurata’nın kızıdır. Liseyi Amerika’da okudu. Gazeteciliğe 1984’te, ANKA haber Ajansında başladı. Gazetecilik yaparken, Mülkiye’nin İktisat Bölümü’nden mezun oldu. Yarın ve Bilim ve Sanat dergilerinde yazdı. Bu dönemde, İstanbul devlet Güvenlik Mahkemesi’nde “komünizm propagandası” suçundan yargılandı ve beraat etti. ANKA’ dan sonra, Hasan Cemal’in Yönetimindeki Cumhuriyet Gazetesi’nde çalıştı. 1990’ların başında BBC’de, Londra’da çalıştı. Türkiye’ye dönünce Yeni Yüzyıl Gazetesi’nde çalıştı. 1995’te Milliyet’in Washington muhabiri ve köşe yazarı olarak atandı. Milliyet’teki görevine, yayın hayatına yeni başlayan Taraf gazetesinde Genel Yayın Yönetmen Yardımcılığına atanarak nokta koydu.
ı ki hükümetle akrabalık olarak bir bağlantıları olmayan ancak hükümetin propagandasını yapan basın kuruluşları var.
Yasemin Çongar:
22 Aralık 1966’da doğdu. 1995’te vefat eden piyanist Gülay Uğurata’nın kızıdır. Liseyi Amerika’da okudu. Gazeteciliğe 1984’te, ANKA haber Ajansında başladı. Gazetecilik yaparken, Mülkiye’nin İktisat Bölümü’nden mezun oldu. Yarın ve Bilim ve Sanat dergilerinde yazdı. Bu dönemde, İstanbul devlet Güvenlik Mahkemesi’nde “komünizm propagandası” suçundan yargılandı ve beraat etti. ANKA’ dan sonra, Hasan Cemal’in Yönetimindeki Cumhuriyet Gazetesi’nde çalıştı. 1990’ların başında BBC’de, Londra’da çalıştı. Türkiye’ye dönünce Yeni Yüzyıl Gazetesi’nde çalıştı. 1995’te Milliyet’in Washington muhabiri ve köşe yazarı olarak atandı. Milliyet’teki görevine, yayın hayatına yeni başlayan Taraf gazetesinde Genel Yayın Yönetmen Yardımcılığına atanarak nokta koydu.

Hiç yorum yok: