1 Haziran 2008 Pazar

Gazeteci Cinayetleri ( Haber: A. Kadir Ak )


TÜRK BASIN TARİHİNDE GAZETECİ CİNAYETLERİ
Türkiye’de yayınlanan ilk bağımsız gazete, Agah Efendi tarafından kurulan Tercüman-ı Ahval gazetesidir. Hazineden yardım almadan yayınlanan bu gazete ilk yayınını 1860 yılında yapmıştır. 1.Meşrutiyet’in (1876) ilanına kadar olan sürede birçok bağımsız gazete yayınlanmış ve bu gazetelerde Namık Kemal, Ali Suavi gibi aydınlar öne çıkmıştır. 1. Meşrutiyet’le birlikte tahta çıkan Abdülhamit döneminde Türk basını üzerinde resmi ve geniş kapsamlı sansür uygulanmıştır. Sansür uygulaması, 1908 yılında 2. Meşrutiyet’in ilanı ile sona ermiş ve iktidarı ele geçiren İttihat ve Terakki Partisi, basına serbestlik sağlamıştır. Ancak İttihat ve Terakki’nin resmi sansürü kaldırmasıyla birlikte yine bizzat İttihat ve Terakki kadroları tarafından desteklenen ya da organize edilen gazeteci cinayetleri de başlamıştır. SİYASAL DÖNEMLERE GÖRE GAZETECİ CİNAYETLERİ İttihat ve Terakki kadrolarının iktidara gelmesinin hemen ardından başlayan Türkiye’de gazeteci cinayetlerini, dönemlere göre 6 başlık altında inceleyebiliriz. İttihat Terakki Dönemi: İstanbul’da yayınlanan gazeteler dikkate alındığında, Türkiye’de ilk gazeteci cinayeti, Serbesti gazetesi başyazarı Hasan Fehmi’nin 1909 yılında Galata köprüsü üzerinde kurşunlanması şeklinde gerçekleştirilmiştir. İktidarda birinci yılını doldurmak üzere olan İttihat ve Terakki kadrolarına sert eleştiriler yönelten Hasan Fehmi’nin öldürülmesi, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından da ‘İlk gazeteci cinayeti’ olarak değerlendirilir. Aynı dönemde Sada-ı Millet gazetesinden Ahmet Samim (1910), Serbesti Şehrah gazetesinden Zeki Bey de (1911)cinayete kurban gitmiştir. İşgal Yılları: 2. Meşrutiyet’in ilanından sonra Türk basının ikinci kırılma noktası işgal yıllarında yaşanmıştır. Bu dönemde Türk basınının İstanbul ve Ankara basını olmak üzere iki önemli kola ayrıldığı görülmektedir. Günümüz basın tarihçilerinden bir kısmı dönemin İstanbul basınını ‘Mütareke Basını’ (Mondros Mütarekesi’ne verdikleri destekten dolayı), Ankara basınını ise ‘Milli Mücadele Basını’ olarak adlandırmaktadır. Bu dönemde İstanbul basınının TBMM’ye ve Atatürk’e karşı sert muhalefeti olmuş, Ankara basını ise Milli Mücadele ruhunu aşılamayı amaçlamıştır. Bu dönemde öldürülen tek gazeteci İzmir’de yayınlanan Hukuk-u Beşer gazetesi yazarı Hasan Tahsin’dir. Ancak Hasan Tahsin, gazetecilik faaliyetlerinden dolayı değil, Yunan işgal kuvvetlerine ilk kurşunu sıkan yurtsever olmasından dolayı öldürülmesi nedeniyle diğer meslektaşlarından ayrılır. Cumhuriyet Dönemi: 29 Ekim 1923 tarihinde Cumhuriyet’in ilan edilmesi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması ile Türk basınında ‘Cumhuriyet Dönemi’ başlamıştır. Bu dönemde İstanbul ve Ankara merkezli gazetelerin rekabeti sürmüş, dönemin önde gelen aydınları kendilerini gazetelerde ifade etme olanağı bulmuştur. Bu dönemde işlenen gazeteci cinayetlerini, Milli Mücadeleye ve Cumhuriyet rejimine karşı olan gazetecilerin öldürülmesi ve ‘sosyalist’ düşünceye sahip gazetecilerin öldürülmesi başlıkları altında incelemek mümkündür. Milli Mücadeleye ve Cumhuriyet rejimine karşı olan gazeteciler arasında en dikkat çekici olanı, işgal yıllarında Atatürk’e hakaret edecek kadar ‘Saray’ yanlısı olan Ali Kemal’dir. Ali Kemal, 6 Kasım 1922 yılında İstanbul’da tutuklanmış, Ankara’ya getirilmek üzere yola çıkarılmışsa da İzmit’te askeri birliklerce linç edilmek suretiyle öldürülmüştür. Bu dönemde Tan gazetesinden Ali Şükrü Bey (1923), İştirak gazetesinden ‘Sosyalist’ lakaplı Hüseyin Hilmi (1923) öldürülen gazeteciler arasındandır. Ancak en fazla yankı uyandıran gazeteci cinayeti, sosyalist düşünceleriyle bilinen ve edebiyatçı-akademisyen kimliği ile öne çıkan Sabahattin Ali’nin faili meçhul şekilde öldürülmesi olmuştur. 27 Mayıs İhtilali ve Siyasi Cinayetler Dönemi: Türk basını üzerindeki siyasi otorite baskısı tek partili dönemde olduğu kadar çok partili dönemde de (Demokrat Parti iktidarı) sürmüştür. Çok partili dönemde gazeteci cinayeti kayıtlara geçmemişse de birçok gazeteci ağır cezalarla hapse atılmıştır. Basın üzerindeki siyasi otorite baskısı 27 Mayıs 1960 ihtilali’nin ardından hazırlanan 61 Anayasası ile göreceli olarak azalmış, gazeteciler hem fikri, hem mesleki haklar açısından bir takım haklar elde etmişlerdir. Ancak 12 Mart 1972 muhtırasının ardından siyasi otoritenin basın üzerindeki baskısı yeniden artmış ve ‘siyasi cinayetler’ başlamıştır. Bu dönemde sol yayınlar yapan Politika gazetesinden Ali İhsan Özgür (1978), sağ yayınlar yapan Ortadoğu gazetesinden İlhan Darendelioğlu ve edebiyatçı kişiliğiyle öne çıkan TRT yapımcılarından Ümit Kaftancıoğlu, siyasi-ideolojik amaçlı cinayetlere kurban gitmiştir. Bu dönemde yükselen terör, kaos yaratmak amacıyla Milliyet gazetesi başyazarı Abdi İpekçi’yi de katletmiştir. Uzlaşmacı kimliği ve tüm siyasi oluşumlara eşit mesafede duruşuyla bilinen, Türkiye’de modern gazeteciliğin öncülerinden olan İpekçi’nin öldürülmesi, Türk basın tarihindeki en önemli gazeteci cinayeti olarak tarihe geçmiştir. Radikal İslam Dönemi: Gazeteci cinayetlerinin işleniş amaçlarına göre dönemlere ayrılmasında son dönem, 1980’li yılların sonlarına doğru ortaya çıkan ‘Radikal İslamcı’ örgütlerin cinayetleriyle oluşan ‘Radikal İslam Dönemi’dir. Birçoğu faili meçhul olan bu cinayetlerin en çok yankı uyandıranı Cumhuriyet gazetesi yazarı, araştırmacı Uğur Mumcu cinayeti (1993) olmuştur. Araştırmacı Turan Dursun (1990), Hürriyet gazetesi genel yayın yönetmeni Çetin Emeç (1990), Cumhuriyet gazetesi yazarı-akademisyen Ahmet Taner Kışlalı (1999) bu dönemde öldürülen diğer gazetecilerdir. Radikal Sağ Dönemi: ‘Radikal Sağ’ örgütlerin/bireylerin işlediği gazeteci cinayetlerini de zaman geçişleri, dönüm noktaları keskin olmamakla birlikte ‘Radikal Sağ Dönemi’ başlığı altında incelemek mümkündür. 1970’li yılların ikinci yarısında işlenen gazeteci cinayetlerinden bir çoğu (Örneğin Abdi İpekçi cinayeti) bu kapsamda değerlendirilebilir. Ancak radikal sağcı örgütler/bireyler tarafından gerçekleştirilen gazeteci cinayetlerinin en belirgin olanı, Özgür Gündem gazetesi yazarı Musa Anter’in 1992 yılında Diyarbakır’da öldürülmesidir. Aynı dönemde haftalık Gerçek dergisi Diyarbakır temsilcisi Namık Tarancı (1992), Özgür Gündem gazetesi muhabiri Ferhat Tepe (1993) öldürülmüştür. Aşırı sağcı örgütler/bireyler tarafından işlendiği sanılan son gazeteci cinayeti Ermeni azınlığa yönelik yayın yapan Agos gazetesinin yayın müdürü Hrant Dink’in öldürülmesiyle gerçekleştirilmiştir. ODAĞI BELİRSİZ CİNAYETLER-SPONTANE CİNAYETLER Türkiye’de gazeteci cinayetlerini siyasal-toplumsal dönemlere göre incelemek gazetelerin yazarlarını hedef alan cinayetleri anlamak için yeterlidir. Ancak bu çözümleme, gazete yazarları dışındaki basın çalışanlarının çoğunlukla muhabirlerin ‘görevleri sırasında’ öldürülmesine dayanan cinayetleri kapsamamaktadır. Türkiye’de, özellikle 1980-1996 yılları arasında çok sayıda muhabir, görev başında öldürülmüştür. Bu cinayetlerin birçoğu kırsal kesimde (Özellikle Özgür Gündem gazetesi ile bazı sol örgütlere sempati duyan gazetelerin muhabirleri) gerçekleştiği için ‘odağı belirsiz’ cinayetler olarak değerlendirilebilir. Spontane cinayete en iyi ve en yakın örnek ise, Evrensel gazetesi muhabiri Metin Göktepe’nin (1996) toplumsal bir olay sırasında resmi kıyafetli polislerce dövülerek öldürülmesidir. 1909-2007 yılları arasında işlenen 66 gazeteci cinayetini, siyasal-toplumsal dönemlere göre irdelemeye çalıştık. Siyasi otorite-basın ilişkilerini anlamak açısından bu yöntem sonuç verici olabilir. Ama gazeteci cinayetleri, çok nede nedenli cinayetlerdir. Bu nedenle, tek bir çıkış noktasından gazeteci cinayetlerinin nedenlerini anlamak güçtür. Gazeteci cinayetlerinin tam olarak çözümlenebilmesi için cinayetin işlendiği dönemdeki yerel unsurlar, siyasi iktidarın söylemleri, basınla ilgili kanunlar, güç ve çıkar odakları, terör örgütleri ayrı ayrı ele alınmalıdır. Örneğin 1980-2000 yılları arasında özellikle Güneydoğu illerinde çok sayıda yerel gazete çalışanı ile yaygın gazetelerin bölge muhabirleri cinayete kurban gitmiştir. Yerel unsurların etkili olduğu bu cinayetleri siyasal otorite dönemleriyle, radikal İslamcı, radikal sağcı ya da radikal solcu örgütlerle/bireylerle ilişkilendirmek mümkünse de kesin olarak sonuç vermeyecektir. Çalışmamızda, özellikle ‘Fikir Adamı’ denilebilecek düzeydeki gazetecilerin öldürülmesi dönemlere göre işlenerek cinayetlerin ‘siyasal dönemle ilişkileri’ konusunda ipuçları elde edilmeye çalışılmıştır.

Hiç yorum yok: