Nesilden nesle aktarılmış gelenekleriyle ve sıra geceleriyle pekişen dostlukların şehrindeyiz. Efsaneleri bütün yaşama alanlarına sindiği, birbirine karışan, birbirinden beslenen kültür mozaiği “Bereketli Hilal”deyiz, Urfa’dayız…
Urfa’nın ilk akla gelen yeri kuşkusuz Balıklı göl’dür. Balıklı Göl, zulmün ferahlığa kavuştuğu, Hz. İbrahim’in ateşe atıldığı yer olarak da bilinir. Balıklı göl’de öğrendiğimiz kadarıyla zalim hükümdar Nemrud bir gün rüyasında tahtının ona kalmayacağını görür. Çok yakın zamanda bir erkek çocuğun doğacağını ve ilerde hükümdarlığını bitireceğini yorumlar Nemrud’un kahinleri.
Nemrud, belirtilen zamanda doğan bütün erkek çocukların öldürülmesini emreder. Fakat Hz. İbrahim’in annesi hamile iken bir mağaraya gizlenir ve Hz. İbrahim’i orada dünyaya getirir. İbrahim büyüdüğünde Nemrud ve halkının taptığı putlar ve onların bu yanlış inançları ile mücadele etmeye başlar. Bir gün bütün putları kırar ve baltayı en büyük putun üstüne koyar. Sonuçta bunu Hz. İbrahim’in yaptığı anlaşılır ve zalim hükümdar Nemrud’un öfkesine sebep olur. Nemrud şehrin kalesine yüksek bir mancınık yaptırır. Kalenin altındaki düzlüğe de büyük bir ateş yaktırır ve Hz. İbrahim ateşe atılır. Fakat Nemrud ateş kimin, su kimin, hava kimin bilmemektedir. Rabbine sığınır Hz. İbrahim ateş su olur, odunlarsa yanık balık şeklini alır. Hatta Urfa halkı arasında bu balıkların zehirli olduğu ve yiyenin öleceğine inanılır. Hz. İbrahim’e aşık olan Nemrud’un kızı Zeliha onun ardından atlamış ve onun da düştüğü yerde (Ayn Zeliha) bir havuz meydana gelmiş. İkinci durağımız, Hz. Eyyüb’un cüzzama yakalanıp çile çektiği mağaraya gitmek oluyor. Hz. Eyyüb bütün malı ve sağlığı elinden alınmasına rağmen o Allah’a olan sevgisinden vazgeçmiyor ve daha büyük bir aşkla bağlanıyor. Onun hastalık çektiği mağara onu ziyarete gelenler tarafından dolup taşıyor.
Sokaklar acı biber kokuyor ve kulağa hep Arapça sesler geliyor. Tarihi ve doğal güzellikleriyle sabah saatlerinde güneş gibi parlayan peygamberler şehri inanç turizminin en güzel örneğini sergiliyor. Urfa adeta camiler kenti neredeyse her sokakta 2 cami var. Zaman içinden birçok dine ve peygambere ev sahipliği yapan bu şehir aynı zamanda putperest çağının bilinen en eski kenti. Urfa deyince çiğköfteden bahsetmemek olmaz. Sıra gecelerinin vazgeçilmez tadıdır çiğköfte. Çiğköftenin tadı acı olsa da Urfalılar için hiç sorun olmuyor hatta acısız olması onlar için sorun. Gezimizde çiğköftenin nerden çıktığını da öğrendik. Hz. İbrahim’i ateşe atmak için her yerden odun toplanır.
Çiğ köftenin öyküsü
Evlerde odun bırakılmaz. Bir aile reisi Urfa dağlarında avladığı bir ceylan getirir eve. Pişirmek için ateş yakamayan evin kadını eti yoğurarak taş ile döve döve yumuşatır. Bulgur, baharat, yeşilliklerle yoğurur.Böylelikle meşhur Urfa’nın meşhur çiğköftesi ortaya çıkar. Urfa’ya gidip de Harran’ı görmemezlik olmaz. Oraya gittiğimizde çocuklar etrafımızı sardı ve kendileri yaptıkları boncuktan kolyeleri satmak içinyarıştılar. Harran Urfa’nın küçük bir ilçesi, ancak bu küçük ilçe geçmiş tarihte büyük medeniyetlere ev sahipliği yapmış bir uygarlıklar kapısı. Harran’ın turistler tarafından en çok ilgi çeken yanı külah biçimindeki konik evlerdi. Adem ile Havva’nın cennetten kovulduktan sonra ayak bastığı, toprağın ilk olarak sabanla sürüldüğü, Harran’da ilk İslam üniversitesi de kurulmuş, tabii Moğol saldırıları sonucu yakılıp yıkılana kadar.
Kültür Mozaiği Urfa
Arkeoloji literatüründe “Bereketli Hilal” olarak ta adlandırılan bölge üzerinde kurulmuş olan Urfa, tarihte dünya kültür ve medeniyetler merkezi olarak ta sayılmaktadır. Urfa tarih boyunca kültürler arasında bir köprü görevini üstlenmiştir. Kent merkezinde biraz daha gezdikten sonra Mersin’e hareket etmek için otobüsümüzün olduğu otoparkın yolunu tuttuk.Ardımızda bıraktığımız kültür mozaiğini de götürmek istiyoruz ama çektiğimiz fotoğraflarla ve video görüntüleriyle yetinmek zorunda kalacağız…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder