Haber: Hacer Persidat ve Ferah Poyraz
Fotoğraflar:Hacer Persidat
Umudun çocukları koyduk onların adını. Günlük yaşamda yanlarına yaklaşmaya korktuğumuz, tinerci, balici, çocuklardan oluşan 15 fidan onlar. En küçüğü sekiz, en büyüğü 15 yaşındaki fidanlar bu toprakların bağrında umuda yeşersin diye Mersin Valiliği tarafından Çocuk ve Gençlik Merkezi (ÇOGEM) bünyesinde Mersin Polifonik Korolar Derneği başkanı Selma Yağcı’nın katkılarıyla korist olarak yetiştiriliyor.
Söyleşiye gittiğimizde korolarının henüz bir ismi bile yoktu. Umudun Çocukları koyduk koronun adını. Göç yoluyla Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nden gelip Mersin’e yerleşen, ancak ekonomik sorunlar nedeniyle sokakta iş, aş aramak zorunda kalan çocuklarımız… Dün sokakta potansiyel tehlike olarak görülen çocuklar, bugün koroda şarkı söylemeyi, korist olmayı öğreniyor.
Projenin mimarı Mersin Polifonik Korolar Derneği Başkanı Selma Yağcı koronun kuruluş amacının, sokaklarda dilenen ve çalışan çocukların topluma kazandırılması olduğunu söylüyor. Amaç bu kadar net, ama uygulamak gerçekten zor. Öyle ki, çalışmalar sırasında hocaların tiner ve bali kokan çocukları beş-on dakikadan fazla meşgul etmesi bile gerçekten yürek işi. Çünkü bu çocukların bazıları madde bağımlısı.
“Onları Fark Ettiğini Hissettirmek”
“Bu çocukların dikkatini çekmenin tek bir yolu var o da onları fark ettiğini hissettirmek” diyor hocaları Selma Yağcı ve ekliyor: “Elimi omuzlarına atıvermem, şarkı söyledikleri zaman överek yüreklendirmem çocukları birden farklılaştırıyor. Diğer bütün çocuklar gibi sahip olmayı istedikleri ama ekonomik yetersizliklerinden dolayı alamadıkları çikolata gibi küçücük şeyler bile onları mutlu etmeye yetiyor. Önce çikolata ile mutlu ettik onları, ardından hayalini kurdukları spor ayakkabı gibi giysilerle ihtiyaçlarını karşılamaya devam edeceğiz. En önemli amaç çocukların buraya devamlı gelmelerini sağlamak. Akşam eve para götürmek zorunda olduklarından bazıları çalışmalara sürekli katılamıyor. Bunu başarabilirsek bu sefer de onlara müziği sevdirmenin çabası başlayacak. Ancak sevgiyle bu çocukları sokaklardan toplayabiliriz.’’
“Polis olmak istiyorum abla, etrafta hırsız çok”
Yetersiz beslenmenin ve yaşamın ağırlığının yorgun düşürdüğü bedenler vardı karşımızda. Soru sorduğumuzda önce “Sana ne be?” cevabını veren, sonra da “Polis olmak istiyorum abla, etrafta hırsız çok” diye umudunu dile getiren çocuklar onlar. Bazıları okuma yazma bile bilmiyor ancak yine de çoğunluğu büyüyünce polis olmak istiyor. Umutlarını yitirmek üzereyken yetkililer tarafından toplanıp ÇOGEM’e getirildiler. Onlara göre bu bir dönüm noktası.
İşte kendi sözleriyle Orhan, Hasan, Sultan, Onur ve Sami’nin çıktıkları umut yolculuğunun öyküsü:
“Boyacılıktan terfi ettim”
“Boyacılıktan terfi ettim” diyor Orhan Durmaz büyük bir olgunlukla ve anlatıyor: “13 yaşındayım. Yedinci sınıf öğrencisiyim. Bu koroya boyacılık yaparken terfi ettim. Ama iyi ki de gelmişim. Koroya katılmadan önce boyacılık yaptım, çiçek sattım, terzide çalıştım, halde çalıştım, kağıt mendil ve sebze sattım. Yani abla bakma öyle 13 yaşında olduğuma ben iyi bir tüccarım. Aslında istemedim ama hayat işte ne getireceğini bilmiyoruz. Şimdi de kendimi koroda buldum. Valla abla film gibi. Boyacılık yapıyordum buradaki yetkililere yakalandım. Beni alıp buraya getirdiler. Sonra da koroya katılmak isteyip istemediğimi sordular. Ben de kabul ettim.”
“Dünyanın en güzel şeyi müzik ve bizi bırakıp giden babamız”
Hasan Yüzgül ise koroya ikiz kardeşiyle birlikte geliyor. “Kardeşin hangisi?”diyoruz. Arkasında sakladığı ufak tefek bir çocuğu çıkarıp gösteriyor. “İşte bu” diyor benim ikiz kardeşim. Küçücük bir kız çocuğunu karşımızda buluyoruz. Onlar 11 yaşındalar. beşinci sınıfa gidiyorlar. Koroda da ayrılmamışlar. Müziği çok seviyorlar. Onlara “Dünyanın en güzel şeyi nedir?” diye sorduğumuzda aldığımız cevap bizi oldukça şaşırtıyor. Onlara göre dünyanın en güzel şeyi müzik ve kendilerini dokuz yıl önce kendilerini bırakıp giden babaları. Tabi sonra ekliyorlar “annemizden sonra”. Ve Hasan ve Sultan bir çırpıda anlatıyor öykülerini: “Muş’tan geldik buraya. Biz daha iki yaşındayken babam bizi bırakıp gitmiş. Zaten hiç hatırlamıyoruz. Bazen rüyalarımıza giriyor biri ama babamız mı değil mi bilmiyoruz. Annemin bir dikiş makinesi vardı. Onunla komşulara dikiş dikerdi ama bozuldu. Bu yüzden sokaklarda peçete satmaya başladık. Sonra da okula başladık. Müzik öğretmenimizin yardımıyla koroya katıldık. Büyüdüğümüzde doktor ya da polis olmak istiyoruz. Doktor olursak bir sürü insanı kurtaracağız. Hem de annemizde kalp yetmezliği var. Annemizi iyileştireceğiz. Babam gibi bizi bırakıp gitmesin diye… Polis olmak istememizin nedeniyse bütün hırsızları yakalamak. Ama bunların yanı sıra müzik hep hayatımızda olacak.”
İşlendikleri zaman birbirinden değerli hale gelecek elmasların arasındayız sanki. Pek çok yetenekleri var onların. Onur Şahin daha 10 yaşında, dördüncü sınıf öğrencisi ve üstelik 11 kardeşten biri. O da diğer arkadaşları gibi maddi olanaksızlar nedeniyle sokaklarla sekiz yaşında tanışmış. Sebze toplamış, boyacılık yapmış ve kağıt mendil satmış. Ayrıca Onur çok iyi flüt çalıyor. En çok istediği şeylerden biri bütün müzik aletlerini çalabilmeyi öğrenmek. Bir de matematik öğretmeni olmak istiyor.
“Polis olup ülkemdeki hırsızları teker teker yakalayacağım” diyor Sami Ekinci. “Büyüyünce ne olmak istersin?” dediğimizde 15 çocuktan 9’u bize aynı yanıtı verdi. Sami de onlardan biri. İlköğretim okulu üçüncü sınıf öğrencisi Sami henüz 10 yaşında ancak sözleri bizi şaşkın bırakacak kadar büyük: “Sokaklarda çok çalıştım. Ama annem de babam da bunu bilmiyordu. Görevliler beni yakaladıklarında öğrendiler. Ben onlara yük olmak istemiyorum. Çünkü babam, fakir olduğumuz için üzülüyor. Ben de bir şey almak istediğimde söyleyemiyordum. Sonra sokaklarda çalışmaya başladım. Şimdi de korodayım. Koroda olduğum için de çok mutluyum. İlk önce üzüldüm keşke ÇOGEM yetkilileri beni yakalamasalardı diye ama şimdi, iyi ki de yakalamışlar diyorum.”

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder