31 Mayıs 2008 Cumartesi

İHTİŞAMLI ÇÖKÜŞ ( Haber ve Fotoğraflar: İsmail GÜL)


İHTİŞAMLI ÇÖKÜŞ Beşiktaş vapuru, iskeleye yanaştıkça inmek için sabırsızlanan insanları tüm ihtişamıyla karşılar Dolmabahçe. Osmanlı Sultanları’na ve Ulu Önder’e kadar büyük zatlara ev sahipliği yapmış sarayın dışarıdan görünüşü inanılmaz derecede etkileyici. Sultan Abdülmecit tarafından inşa ettirilen saray 12 yılda bitirilmiştir(1843-1855). Bu dönem Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş dönemi yıllarına denk gelir. Batılı tarzda yapılan sarayın iç mimarisinde tonlarca altın tozu, değerli taşlar ve kristaller kullanılmış. Sarayın yapımındaki maliyet dönemin birimiyle 5 milyon altındı. Harem ve Selamlık olarak 2 bölümden oluşan sarayda yüzlerce insan çalışmaktaydı ve sarayın yıllık gideri tam 2 milyon İngiliz sterliniydi. İçeri girmek için saatlerce beklememiz gerekti çünkü hafta sonu olması nedeniyle ziyaretçi akını vardı. Özellikle yabancı turistler, giriş bölümündeki Türk askerinin kıpırdamadan dakikalarca nöbet tutuşunu fotoğraf makineleriyle ölümsüzleştiriyorlardı. Kuyruktaki uzun bekleyiş sonrası içeri girdiğimde saklı bir hazine odasına düştüğümü sandım. Her şey o kadar gösterişliydi ki insan bunların karşısında ufaldığı hissine kapılıyor. Kristal vazolar, avizeler, tablolar ve birçok değerli eşya, sultanlara ve Ulu Önder’e hizmet vermiş olmanın kasvetiyle duruyor. Gerileme devrini de tamamlayan Osmanlı, artık gözle görülür bir çöküşün içindedir. Tebaasında bulunan milliyetler peşi sıra bağımsızlıklarını ilan ediyor, yolsuzluklar, keyfi yönetimler gün geçtikçe Osmanlı’yı eritiyordu. Bu durumda olan bir yönetim, bu ihtişamlı sarayı yapma gereği duymuştur. Artık fiili savaşı kaldıramayan ülke,psikolojik yöntemlere baş vurmuştur. Dolmabahçe Sarayı bu psikolojik savaşın eseridir. Sürekli İstanbul’a gelen elçiler, diplomatlar, ve konuklar burada ağırlanıyordu. Çünkü; sarayın bu ihtişamı karşısında “ Osmanlı hala ayakta ve gücünden bir şey kaybetmemiş.” düşüncesi aşılanmak isteniyordu. Saray hakkında tercümanı Rasim Bey ile konuşurken, duyunca çok şaşırdığım pek bilinmeyen ayrıntıları öğrendim. Sarayın simetrik olarak tasarlandığı ve bu yüzden her nesneden 2 veya 4 adet olduğunu ayrıca bu nesneler birbirlerini görecek şekilde konulduğunu söyledi. Sultan, av için her hangi bir sebeple dışarı çıkamazsa, askerlerin canlı bir hayvan yakaladığını ve sultanın avlanması için saray içinde saldıklarını öğrenince ne kadar keyiflerine düşkün oldukları ortaya çıkıyor. Her zaman üstünde çok konuşulan cariyeler ve sultanların haremi hakkında duyduklarım gerçekten bugüne kadar duyduklarımın tam tersiydi. Çeşitli ülkelerden seçilip getirilen cariyeler, sarayda beraber yaşıyorlardı. Sultan, günlük yaşamda espri konusu olan şekilde hepsiyle beraber olmuyordu. Haremdeki görevli kadınlar tarafından beğenilen ve şehzade doğurmaya layık görülen cariyeler sultanla yaşıyorlardı. Diğerlerinin ise bodrum gibi bir yerde, kötü şartlardan dolayı ince hastalıktan ölenlerin olduğunu öğrenmek gerçekten şaşırtıcıydı.Bu da toplum içinde var olan birçok kanının aslında gerçekten uzak, dedikodu mahiyetinde olduğunu gösteriyor. Sarayda bu şaşırtıcı ayrıntılar yaşanırken çöküş tüm hızıyla devam ediyordu. Kendini savunamayacak kadar zayıf düşen yüzyıllık büyük imparatorluk, tüm ihtişamıyla tarih sahnesinden yavaş yavaş ayrılıyordu. Son dönemlerinde prestij savaşı veren Osmanlı, arkasında bu eşsiz güzellikleri ve tarih kitaplarını dolduran zengin bir tarih bıraktı.

Hiç yorum yok: