Hitler, Mussoloni ve diğerleri… Hepsi de iktidarlarını futbol sayesinde daha da pekiştirdiler. Yaptırdıkları dev stadyumlarla halklarını uyuttular. Böylece vatandaşları onların yaptıkları yanlışlara ses çıkartmayacaktı. Bunu da futbolla başardılar.
Futbolun bugün siyasetle, medyayla, hukukla, mafyayla çeşitli ilişkilerinin olduğu herkesçe bilinen bir gerçek. İspanya’da Diktatör Franco ve Portekiz’de Salazar halklarını yıllarca “3F” ile uyutmuşlardı. Bu “F”lerden ikisi futbol ve fiesta’dır. Diğeri ise futboldan başkası değil. Kimin aklına gelirdi ki bu masum oyun saflığını, sadeliğini iyice yitirip bu hale gelecek diye. Ancak kimsenin düşünemediği bu durum başımıza geldi. Kapitalin etkisiyle ve bilerek ya da bilmeyerek onun ekmeğine yağ süren medyanın ya
rdımıyla bu oyun masumiyetini kaybetti. Bugün futbol deyince spordan ve oynanan oyundan çok şike, bahis ve teşvik primi iddialarının konuşulduğu 500 milyar dolarlık dev bir rant kapısı akla geliyor. Böyle dev bir pazara sahip olan futbolun değişik çıkar gruplarıyla ilişkiye girmesi de son derece doğaldı. Zaten öyle de oldu. Futbolun çekiciliğinden, rantından yararlanmak isteyen çıkar gruplarının başında ülkeleri yöneten faşist diktatörler ve otoriter yöneticiler geliyor. Madalya avcısı ve imajına düşkün biri olarak bilinen Duçe Mussoloni bu yöneticilerden biridir. Dünya savaşlarından vakit buldukça futbolla ilgilenen Duçe, iki dünya savaşı kaybetmesine rağmen ulusal takımıyla iki dünya kupası kazanmasını bildi. (1934 ve 1938 Dünya kupaları ) 1934 Dünya Kupası İtalya’da oynanıyordu ve Duçe her fırsatta bu organizasyonu kendi politiklarına ve çıkarlarına alet etmeye çalışmıştı. İtalya’da her duvarda, her direkte ve mümkün olan her yerde Duçe’nin posterleri asılıydı. İtalya’nın şampiyonluğu için her şeyi göze alan Duçe şampiyonluk uğruna ulusal takımın hocası Pozzo tarafından terslenmeyi bile göze almıştı.. Avrupa’da diktatörler dönemi yaşanırken ve Dünya soğuk savaşın içindeyken Mussoloni ulusal takımla 1938 Dünya Kupası’nı kazanmayı yine bildi. İtalya milli takımının hocası Vittorio Pozzo final maçından sonra protokol tribünü önünde Duçe’ye olan saygısını ona Roma selamı vererek gösteriyordu.Futbol Endüstrisi İyice Genişliyor
Alman diktatör Adolf Hitler Norveç karşısında ulusal takımın aldığı 2-0’lık yenilgiden sonra bir daha maç izleyemedi. 1938 Dünya Kupası öncesinde Avusturya’yı işgal eden Hitler, kupanın bir takım eksikle oynanmasına neden olmuştu. Futbol konusunda Duçe kadar iddialı olan Hitler “ne yazık ki” Mussoloni kadar başarılı olamamıştı. Çünkü Almanya milli takımı 1938 Dünya Kupası’nda finale kalamamış ve 1938’deki kupada da yine istediği başarıyı yakalayamamıştı. Hitler, Mussoloni gibi futbolun ülke imajının geniş kitlelere ulaşabilmesi açısından önemini fazlasıyla biliyordu. 1938 yılında oynanan maçtan önce şeref tribünü önünde İngiliz milli takımı oyuncularından Nazi selamı vermelerini bile istemişti. Norveç yenilgisi sonrası futboldan uzaklaşan Hitler futbolcuları o dönemlerde patlak veren savaştan korumak için maç fikstürlerini ertelettirmemişti.
Hitler, Mussoloni ve Franco gibi “eli kırbaçlı” diktatörlerin yanında bir de “cepleri para “
dolu yöneticiler var.Dünya’daki hemen her sektörde olduğu gibi futbol sektöründe de alt yapıyı, statları, güvenliği kısacası her şeyi devlet hazırladı. Modern devletlerin kurulmasıyla birlikte diktatörler ve onların futbola olan etkileri bitti. Ancak bunların yerine de “modern futbol diktatörleri” geldi.1990’lı yıllardan itibaren SSCB’nin çözülmeye başlamasıyla birlikte egolarını tatmin etmek isteyen petrol milyarderleri ortaya çıktı. Bu para babalarının çok büyük kısmı futbol sektörüne yöneldiler. Dünyanın dev takımlarına göz diken bu oligarşik zenginler amaçlarına ulaşmak için milyon dolarlar harcamaktan çekinmediler. Bu sermayedarlar içinden belki de en önemlisi Chelsea takımının sahibi Rus Roman Abramovich’tir. Chelsea takımını 2003 yılında 140 milyon pounda satın alan Abramovich geçtiğimiz 3 sezon boyunca kulübe 740 milyon dolar civarında kaynak aktardı. 2014 yılında dünyanın en büyüğü olmayı amaçlayan İngiliz devi bunun için de ticari yatırımlara iyice ağırlık verdi. M.Ballack, A.Shevchenko gibi yıldızları kadrosuna katmayı başaran Mavi-Beyazlı kulüp 1950’den sonra ilk ez şampiyon olmayı başardı.Dünyanın en zengin 10 insanından biri olan Abramovich’in Chelsea dışında CSKA Moskova, Porto, Sporting Lizbon, Benfica, Corinthias gibi kulüplere de kaynak aktardığı biliniyor. Rus başkanın 3 yılda harcamış olduğu 740 milyon dolar bugüne kadar tüm dünyada futbol için harcanan en büyük rakamdır.
Paralar Futbola Akıyor
Avrupa’da uluslar arası alanda en çok kupa kazanan takım olan AC Milan, eski İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi’nin takımıdır. Kulübe direk müdahele eden bir yapıya sahip olan Başkan Berlusconi medya ve finans dünyasında kazandığı paraları futbol sektörüne harcayarak popülerliğini ve tanınmışlığını artırdı. Mal varlığı 10 milyar Euro civarında olan ve çapkınlıklarıyla tanınan Başkan başarı için paralarını gözünü kırpmadan harcıyor. Başbakan olduğu dönemlerde Milan’ın adı sadece futboldaki başarılarıyla anılmıyordu.Son birkaç sezondur patlak veren şike skandallarına adı karışan takımlardan biri olan Milan’ın geçen sezon bir alt lige düşürülmesi bekleniyordu; ancak beklenen olmadı ve Milan’ın lige eksi puan ile başlamasına karar verildi. Cezanın bu kadar hafif olmasında geçen seneye kadar İtalya Başbakanı olan Başkan Berlusconi’nin payı var mıdır bilinmez; ama bilinen bir gerçek var o da bu işten en zararlı çıkanın bir alt lige düşürülen Juventus olduğudur.
Evet bugün Avrupa futbolu oligarşik zenginler yüzünden zor günler yaşıyor. Her gün dev bir takım sermayedarların eline geçiyor. Abramovich, Berlusconi gibi zenginler çuval dolusu dolarlar ödeyip istedikleri oyuncuları anında “satın alabiliyor”lar. Belli bir bütçeyle geçinen takımlar ise bu transferlere karşılık vermekte zorlanıyorlar. Avrupa ve dünya futbolunun patronu olan UEFA ve FIFA ise nedense bir türlü çözüm bulamıyor. Anlaşılan o ki çok kısa bir süre içinde futbol da tekelleşmenin esiri olacak.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder